Telefon
Saat gece 12’yi geçmişti. Bütün gün çok yorulmuştu ve artık yatmak istiyordu. İki saattir çalıştığı kimya dersi kitabını bir hışımla kapadı. Ardından sol tarafında bulunan ve tahmini 7 senelik olan masa lambasını düğmesine basarak söndürdü. Odada ders çalışırken sadece masa lambasını kullandığı için lambayı söndürdüğünde küçük ve dağınık olan odası zifiri bir karanlığa büründü. Ayağa kalktı ve iki üç adım ötedeki oda lambasının düğmesini eliyle yoklaya yoklaya bulup bastı. İçerisi floresan lamba sayesinde ışıl ışıl oldu. Saatine tekrar baktı. Saat 12:07 idi. “Yatsam mı acaba” diye düşündü. Sonra, ertesi gün olacakları fizik yazılısı aklına geldi. Bütün akşam kimya çalışmıştı, fiziğe hiç bakmamıştı. Ertesi günü düşünerek yatmaya karar verdi. Aslında bu biraz da zorunlu bir karardı çünkü gerçekten çok yorulmuştu. Odanın kapısını açtı, tuvalete gidip gerekli ihtiyaçlarını giderdikten sonra odaya döndü. İçeri girdiğinde odanın çok havasız olduğunu anladı. Uzun süredir içerde olduğu için bunu hissedememişti. Hemen odanın penceresini açtı ve eline aldığı bir soru bankasını yelpaze niyetine kullanarak odanın havasını temizlemeye çalıştı.
Yatmaya hazırlanıyordu. Önce, iki gündür giydiği çoraplarını çıkardı. Burnunun ucuyla şöyle bir kokladı. Ağır bir kokusu vardı. Çorapları bir tarafa fırlattı. Yatağın başına geldi, yorganı geriye çekti ve bir hışımla yatağa girdi ama odanın lambasını kapatmayı unutmuştu. İçinden küfrederek ayağa kalktı, parmak ucuyla lamba düğmesinin yanına gitti. Arkasını dönüp son bir kez odaya baktı. Düğmeye bastı. Oda, tekrar zifiri karanlığa büründü. Oda karanlığa bürünür bürünmez O, gözlerinin önünde belirdi. Ardından sakin bir şekilde ışığı tekrar yaktı ve masanın üzerinde mesajlaşmaktan tuş takımlarının rengi atmış telefonunu aldı.
Önce tuş takımlarını bir hamlede açtı. Sonra telefonun saatine baktı. Saat 12:15 idi. Odanın ışığını tekrar kapattı. Elinde telefonla yatağa doğru bir âmâ edasıyla yürüdü ve yatağı bulup yorganın altına girdi. Rahat pozisyonu bulana dek yatakta birkaç defa döndü. Tuş kilidi otomatikte olduğundan kendiliğinden kapanmıştı. Tekrar bir hışımla kilidi açtı. Tuşlara öylesine alışmıştı ve o kadar hızlı basıyordu ki telefon, hızına yetişemiyordu. Hızla telefon rehberine girdi. İsim listesini açıp göz atmaya başladı. İsimleri yavaş yavaş geçiyordu. O’nun adı ekranda belirince hemen durdu. İsmine uzun uzun baktı. Adı sıradan olmasına rağmen harf dizilimine odaklandı, kendince düşüncelere daldı. Gözüm, iki gözüm…
Baş parmağı “ara” tuşuna gitti. Aslında şimdiye kadar onunla hiç telefonda konuşmamıştı. Sadece cevapsız aramalarla birbirlerinin “hatrını” soruyorlardı. Sesini telefonda çok merak ediyordu. Acaba normaldeki kadar güzel miydi? Bundan şüphesi yoktu ama yine de merak ediyordu. “Çaldırsam mı acaba” diye düşündü. Sonra rehberden bir tuşla çıktı ve telefonun saatine baktı. Saat 12:19 idi. Geç olmuştu. Bu saatte çaldırırsa yanlış anlar mıydı acaba? Ya da “ne var ya bu saatte!” tarzında bir şey söyler miydi? Belki de uyumuştu. Evet evet belki de çoktan uyumuştu ve rüya görüyordu.
Rehbere geri döndü, ismini buldu ve biraz bekledi. Gözlerinin önüne güzel yüzü geldi. Kalbi hızla çarpmaya başladı. Derin bir nefes alıp verdi ve “Ya Allah!” deyip “ara” tuşuna bastı. Tuşa basmasıyla telefonu kulağına götürmesi bir oldu. Telefon çalıyordu. Birkaç saniye sonra telefonu hızla kapattı ve beklemeye koyuldu. Bu bekleme yaklaşık bir dakika sürdü ama onun için 10 dakika gibiydi. Telefonu sessize almıştı. Bu yüzden gözü telefondaydı. Telefon çalmaya başladı. Ama sessizde olduğu için sadece ekran yanıp sönüyordu. Yaklaşık iki saniye süren çalma esnasında gözlerini bir an telefondan, isminden ayırmadı. Çalma bitti ve ekranda “1 Cevapsız Arama” ibaresi göründü. Kim olduğunu bildiği halde “kimmiş acaba?” edasıyla telefona baktı. İsmini bir kez daha görünce ayak parmak uçlarında bir soğukluk hissetti. Telefonun tuş takımını kilitledi ve yatağın altına koydu. İki elini başı ile yastığı arasına alarak biraz düşündü. Belli ki yanlış anlamamıştı. En azından o bundan emin olmak istiyordu. Belki de çaldırdığı için o da sevinmişti. Belki o da onu düşünüyordu kim bilir… Bu güzel duygular sayesinde tebessüm etti. Ellerini başının altından çekti ve yukarı doğru açtı, Allah’a dua etti. Gözlerini kapadı.
27 Nisan 2007 – 23:36

güzel bir parça hoşuma gitti.Sonu belli olmasada
Batu, roman okuyormuş gibi oldum. Sen mi yazdın bunu? Ne cevherler varmış sende ya
Eline sağlık…